20. yy’ı hazırlayan en önemli bestecilerden Claude. Debussy, kendisine dek süregelmiş olan Alman geleneği ve tonal merkezli müzik yazım anlayışını kırmış ve sembolist şiir ve izlenimci resmin yaklaşımlarına yakın durarak yeni-tamamen kendine has bir müzik dili yaratmayı başarmıştır. Bu yeni müzik dili içerisinde sessizlik, ses kadar önem taşımış ve hatta sesin bel kemiğini oluşturmuştur. Sesleri (sembolist şiirde sözcüklerin, izlenimci resimde renklerin olduğu gibi) özgür kılarak tınının kendi varlığını ön plana çıkarmayı ana unsur haline getirmiştir. Böylece, klasik müzik tarihinde yüzyıllardır süregelmiş ve romantizm ile doruk noktasına ulaşmış olan keskin hatlı müzikal cümle yazım tekniği, başta sonat olmak üzere, formun temelinde tonal yapının oluşunu kırmaya çalışmıştır. Ekstra bir çaba sarf etmeden yeni bir müzik dilinin peşine düşen besteci, kendi doğallığıyla gelenek ile hesaplaşmış; klasik anlam/anlatım biçimlerini yıkarken, seslerin bütüne değil de daha çok kendilerine hizmet etmesiyle belirsiz, çağrışımlara yönelen ve sanki akıp giden sesler dünyasında yalnızca “an”lara odaklanan bir dil yaratmıştır. Tıpkı sembolist şiirin bahsettiği ve izlenimci resmin imlediği suyun üzerine yansıyan nesnelerin görüntüleri gibi, havada dağılan tını renkleri…


Bu metin internet radyosu radyodinlemekicinbir.site’de yayınlanmak üzere hazırladığım Novus programının 10 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan 1. bölümü için yazılmıştır. Programda çalınan eserlere aşağıdaki Spotify listesinden ulaşabilirsiniz.


Kategoriler: Novus

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir